RUH HAKKINDA

Ruh nedir mi?

Küçük balina annesine sormuş,

- Anne deniz nedir?

Anne balina “ evimizdir, yemeklerimizi bulduğumuz yerdir, onsuz yaşayamayız…” diye başlamış anlatmaya. Yavru balina,

- Orasınıanladım ama deniz denen şey nedir?

Bilge balina bakmış olacak gibi değil. Riski göze alarak kuyruğuyla yavrusunu hafifçe sahile, suların dışına, karaya doğru fırlatmış. Birden su dışında kalan yavru balina ölümle ilk kez karşı karşıya gelmiş. Can havliyle, acı çığlıklar atarak çırpınmaya başlamış. Nihayet debelene debelene deniz suyuna geri dönmüş. Ana balina

- Orasıdenizin dışı, burası ise denizdir demiş.

Yavru balina o zaman anlamış denizin ne olduğunu.

Unutulmamalıki insan düşünen bir varlıktır. Düşünmeden konuşanlar ezberledikleri şeyleri söylerler. Ki böylesi bir durumda dillerden dökülen kelimeler ruhsuz olur. Ezberlenen kelimeler bile düşünülerek söylenince bir etkiye yani bir ruha sahip olurlar. Yazıyı okurken bunun akılda tutulması işi kolaylaştıracaktır vesselam.

… hissederim söyleyemem;

Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım.

Evet, ruh hakkında konuşacaksan, Mehmet Akif Ersoy’un bu özlü sözlerindeki şeyi yaşıyorsun demektir.

Velhasılıkelam…

Biz insanları insan yapan ve dahi onları günahkâr ve masum yapan şey merak denen duygudur. ALLAH’ ın ilminin sonsuzluğu nispetinde sonsuz bir açlıktır; Bilginin başı ve sonsuzluğudur. Merakla başlar hayat, merakta geçer ve merakla biter. Merak bazen yazmanın ve okumanın da sebebidir.

Önceşunu belirtmek isterim ki Kuranda “ruh” kelimesi birkaç farklı manada kullanılmıştır. Ben bunlardan bizim konumuzla ilgili olanları seçip alıyorum. Zira benim hakkında yazacağım ruh, materyalist bilimin deney konuları arasına girmiş, felsefecilerin tozlarını attığı, insanların dilinde sakız olmuş, o hareket ettirici, canlıya canlılık veren gizdir. Senin benim onun ruhu. Ölümle bizden çıkıp gittiğine inandığımız tinsel şey.

İnsanların çoğunun sorduğu ruh bu ruhtur. Ki ayet öyle inmiştir.

“Sana ruh'tan sorarlar; de ki: Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir.” (İSRA SURESİ / 85)

Bende bu azıcık ilimle yazıyorum. Konu aziz ve zor bir konudur. Anlamak için çağrışım yapabilme kabiliyetlerimizi zorlayacağız.

İlk başta “söz” var olmasa idi,

önceden söylenen bir söz olmaya idi,

akli melekelerimiz bu kadar mat

kalbimizin“Hu” ları bu kadar salt olmaz idi.

“Kun”dedi ve her ne ise, o oldu.

O, ruhtu.

……

Şimdi,

“ruh”denen şey, “madde” ve dahi anti-madde denen simülasyonlara verilmiş emirlerdir. Ruh, ALLAH’ın söylemesidir!

........

. “Geçek”ve “gerçek olmayan” nın dışında, bir üçüncü motifinde olduğunu bilmeden o motife ait bir “var olmuş” u anlamak zordur. İşte ruh böyle bir formdur. Bildiğiniz gerçeklerden değildir; o halde gerçek dışımıdır? Hayır, o da değildir. Bu iki balığı barındıran denizdir. ALLAH’ın ilminde bitmeyen deniz.

Ruh ALLAH’ın söylemesidir dedik.

Şöyle ki,

ALLAH’ın dilemesi ve izin vermesi dışında hiçbir şey olmaz, olabilemez. Burada ki “şey”i iyi analiz etmek lazım. “Şey” deki kastımız ne derece çaplıysa “ruh”u görebileceğimiz bakış açıları da o derece fazla olur.

Şey, güneştir mesela; ağaçtır; taştır; insandır; maddedir. Bunun dışında şey,şeytandır mesela; cindir; fotondur, havadır… vb. Ne kaldı ki geriye? Madde ve madde olmayan her şey “şey” dir işte.

Peki ya fiiller, birer “şey” değimlidir. Tabiî ki öyledir. Güneşte meydana gelen o devasa füzyon patlamalarından tutunda, bir kelebeğin kanat çırpmasına kadar tüm fiiller birer şeydir.

Dahası;düşünce bir “şey”dir. Akıl etme, mantık yürütme, kavrama…

Ve tabiî ki hislerde. Acı hissi, sevme, kalp kırıklığı, heyecan,…vb. birer “şey”dir.

Demek ki “şey” olmayan “şey” yoktur. Bunun nasıllığını kavradıktan sonra “ruh” ile“şey” arasındaki bağlantıya gelelim. Tane tane ve kısa cümlelerle bu nazik konuyu yazacağım.

Bir ayette “ALLAH ın dilediği olur dilemediği hiçbir şey olmaz” diyor. Buradan şu çıkar: ALLAH’ ın dilemesi ile “şey” ler meydana gelebilme ihtimali ile donatılır.

ALLAH diler; güneş, dağ, taş, deniz, şeytan, cin, melek, yani madde ve anti madde olabilirlik kazanır.

ALLAH dilerse; yürüme, koşma, sallanma, patlama, konuşma ve tüm fiiller gerçekleşebilirlik ihtimalini kazanır.

Bir başka ayet ise, yukarıdaki ayeti daha kesin bir ifade ile onaylarcasınaşöyledir: “ALLAH’ın dilemesi olmadan siz dileyemezsiniz

ALLAH dilerse; dilersiniz, düşünürsünüz, planlarsınız, acı çeker veya iyi hissedersiniz.

Bundanşu çıkar mı diye kapı aralığından bakıyoruz; ALLAH dilemeden bizim bir şeyi dilememiz bile imkansız ise, ve söz konusu ayetteki “ruh RABbimin emrindendir”yüce sırrına binaen, “ruh” ALLAH’ ın söylemesi olarak algılanabilir mi?

Evet algılanabilir.

Yani hareketimizi sağlayan ruh aslında ALLAH’ ın emrinden dediğidir. ALLAH ‘ın emrinden olan şey kelimelerdir. Emri getiren söylemleri barındıran kelimelerdir. ALLAH, gözlerini kırp der, biz gözlerimizi kırparız; otur der, biz otururuz; soluk al der, soluk alırız; şunu dile der, onu dileriz; hayatımızı dolduran devinimlerimizin sahibi olan ruhumuz aslında ALLAH’ın bize emirlerinin tatbikidir. ALLAH ‘ bize yapacağımız bir hareket için bir emir, bir söz söylemez ise devinimlerimiz biter, o da ölüm dediğimiz ve ruhumuzu yitirdiğimiz şeydir. Artık ALLAH bize soluk al, düşün, konuş, hisset demeyi bırakmıştır. Yani ruh gitmiştir.

Tevrat’ta ki “başlangıçta söz vardı” deyişi de bu anlama gelir. Söz (emir) yoksa ne bir fiil, ne bir madde, ne de ismi olan herhangi bir şey vücuda gelemez, vuku bulamaz.

ALLAH doğrusunu bilir…

emm&mzc


Yorumlar - Yorum Yaz


MEDYA HATAY
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam3
Toplam Ziyaret59647